Almanya’daki aşırı sağcı parti olan Almanya için Alternatif (AfD), Avrupa Birliği’nin geleceği üzerine tartışmaları yeniden canlandırdı.
2013 yılında kurulan ve ilk dönemlerinde Almanya’nın Euro Bölgesi’nden ayrılmasını savunan AfD, değişen siyasi ortamla birlikte Avrupa politikalarını yeniden gündeminin merkezine aldı.
Partinin eş genel başkanı Alice Weidel, Strazburg’daki Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleştirdiği basın toplantısında AB’nin kurumsal yapısını köklü bir şekilde değiştirmeyi hedefleyen önerilerini sundu.
AfD’nin planı, Avrupa kurumlarının yetkilerinin kısıtlanmasını, ulusal egemenliğin güçlendirilmesini ve Almanya’nın AB içindeki mali yükümlülüklerinin azaltılmasını önermektedir.
Weidel, mevcut AB yapısının ciddi reformlara ihtiyaç duyduğunu belirterek karar alma yetkisinin yeniden ulusal parlamentolara ve hükümetlere verilmesi gerektiğini ifade etti.
AB’NİN YETKİLERİNİ KÖKLÜ BİR ŞEKİLDE DEĞİŞTİRMEYİ HEDEFLEDİĞİ
AfD’nin geliştirdiği reform planının merkezinde, Avrupa Birliği’nin ulusüstü siyasi yapısının zayıflatılması yer alıyor.
Partinin önerilerine göre, Avrupa Parlamentosu mevcut işlevini yitirecek ve ulusal parlamentoların temsilcilerinden oluşan daha sınırlı yetkilere sahip bir yapı oluşturulacak.
Buna ek olarak doğrudan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin kaldırılması da planlanıyor.
Avrupa Komisyonu’nun siyasi karar alma ve yasa teklif etme yetkilerinin sınırlandırılması, kurumun esas olarak idari görevler üstlenmesi isteniyor.
Ayrıca AfD, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın mevcut yetkilerini azaltmayı ve ulusal yargı sistemlerinin güçlendirilmesini savunuyor.
Bu öneriler, AB’nin mevcut karar alma mekanizmalarının önemli ölçüde değiştirilmesi anlamına geliyor.
‘ALMANYA, BRÜKSEL’İN FATURASINI ÖDEMEMELİ’
Weidel’in Avrupa planında dikkati çeken bir diğer konu ise Almanya’nın AB bütçesine yaptığı mali katkılar.
AfD lideri, Almanya’nın Avrupa’nın en büyük ekonomisi olmasına rağmen birliğin temel finansman sağlayıcılarından biri olarak kalmasını eleştiriyor.
Parti, Almanya’nın AB bütçesine yaptığı ödemelerin azaltılmasını ve Berlin yönetiminin mali konularda daha fazla söz sahibi olmasını talep ediyor.
Ayrıca AfD’nin önerileri arasında Avrupa Merkez Bankası’nda büyük ekonomilerin oy ağırlığının artırılması da bulunuyor.
Bu yaklaşım, Almanya’nın parasal kararlar üzerindeki etkisini artırmayı amaçlıyor.
Weidel, AB bürokrasisini eleştirerek Avrupa kurumlarının büyüklüğünü ve çalışma biçimini sorguladı.
AfD’nin planı, Brüksel’deki kurumların siyasi yetkilerini azaltırken üye devletlerin karar alma gücünü artırmayı hedefliyor.
ALMANYA AVRUPA BİRLİĞİ’NDEN AYRILACAK MI?
AfD’nin geçmişte savunduğu ve Almanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılması anlamında kullanılan Dexit seçeneği yeni planda doğrudan öncelikli hedef olarak yer almıyor.
Bununla birlikte bu seçenek tamamen gündemden çıkarılmış değil.
Weidel, Avrupa anlaşmalarında istedikleri değişikliklerin yapılmaması halinde Almanya’nın AB üyeliği konusunda referanduma gidilebileceğine dair mesaj verdi.
AfD, AB’nin mevcut yapısını değiştirmek için yapılan girişimlerin başarısız olması durumunda üyeliğin halkoyuna sunulmasını savunuyor.
Ayrıca böyle bir referandum düzenlenebilmesi için anayasal değişiklik gerekebileceği belirtiliyor; bu da Federal Meclis ve Federal Konsey’de nitelikli çoğunluk gerektiriyor.
SCHENGEN’DEN ÇEKİLME SEÇENEĞİ MASADA
AfD’nin programında göç, dış politika, savunma ve sosyal politikalar gibi alanlarda yetkilerin yeniden ulusal hükümetlere devredilmesi öngörülüyor.
Weidel’e göre savaş ve barış konusundaki kararlar devletlerin egemenlik hakları kapsamında kalmalıdır.
Ayrıca AfD lideri bu bağlamda Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı kapsamlı mali desteği de eleştirdi.
Peki parti buna ek olarak Avrupalıların ortak siyasi karar alma yetkilerinin azalması gerektiğini savunarak daha çok ekonomik işbirliğine dayalı bir yapı oluşturulmasını öneriyor.
Aynı zamanda AfD, Almanya’nın ulusal çıkarları ile çeliştiğini düşündüğü AB düzenlemelerinden çekilebilmesini talep ediyor.
Bunun kapsamında Schengen Anlaşması dahil olmak üzere serbest dolaşım, göç gibi alanlarda istisnaların tanınması gündeme getiriliyor.
WEIDEL İLE LE PEN ARASINDA YAKINLAŞMA MI VAR? p >
< p > AfD’nin hazırladığı yeni strateji Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Birlik’in önde gelen isimlerinden Marine Le Pen’in görüşleriyle de benzerlikler taşıyor.
< p > Her iki siyasetçi de Avrupa Birliği’nin ulusal hükümetler üzerindeki etkisinin azaltılması gerektiğini savunuyor.
< p > Weidel’in önerileri Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın geçmişte dile getirdiği ulusal egemenlik vurgusuyla da örtüşüyor.
< p > Ancak AfD ile Le Pen arasındaki siyasi çizgide önemli farklılıklar mevcut.
< p > Le Pen’in hareketi özellikle göç politikalarındaki radikal tutumu nedeniyle AfD ile resmî işbirliğine mesafeli duruyor.
< p > Ayrıca AfD,
< span class="token-token">Avrupa Parlamentosu’ndaki Le Pen’in bulunduğu gruptan farklı olarak Egemen Milletler Avrupası (ESN) grubunda faaliyet gösteriyor.
< / span >
< p > Alman basınında ise iki partinin AB’nin daha gevşek bir yapıya dönüştürülmesi konusunda benzer görüşler benimsediğinin altı çiziliyor.
< / p >
< span class="token-token">
< strong >
Hedef 2029: ‘YURTSEVER ÇOĞUNLUK’
< / strong >
< / span >
< p > Weidel’in önerdiği reformların uzun vadeli siyasi hedefi 2029 yılına odaklanıyor.
< p > Almanya’da federal seçimlerin yanı sıra Avrupa Parlamentosu seçimlerinin de aynı yıl yapılacak olması AfD tarafından büyük bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
< p > Parti ayrıca Parlamento’da aşırı sağ partilerin sandalye kazanarak “yurtsever ve sağcı çoğunluk” oluşturabileceğini düşünüyor.
< p > Eğer AfD iktidara gelirse bu siyasi gücü AB anlaşmalarını yeniden düzenlemek amacıyla kullanmayı hedefliyor.
< p > Ancak AB’nin temel anlaşmalarında köklü değişiklikler yapılabilmesi için üye devletlerin onayı gerekmektedir.
< p > Dolayısıyla AfD’nin önerilerinin uygulanabilmesi yalnızca Parlamento’daki güç dengelerine değil aynı zamanda üye ülkelerin hükümetlerinin tutumlarına da bağlıdır.
< p > Weidel’in açıklamaları ise aşırı sağ partilerin yükseldiği ve AB’nin geleceğine yönelik tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde birlik içinde siyasi yapıyı değiştirmeyi amaçlayan yeni bir girişim olarak dikkat çekmektedir.